Bazı insanlar yaşadıkları şehri terk eder; bazıları ise gittikleri her yere memleketini götürür. Kahtalı Mıçe, işte o ikinci gruptandı. O sadece bir sanatçı değildi; türkülerine yasladığı yüreğiyle Kahta’nın tozunu, Adıyaman’ın güneşini, Fırat’ın serinliğini dünyanın dört bir yanına taşıyan bir kültür elçisiydi.
Onu dinleyenler yalnızca bir ses duymazdı. Her ezgide bir sokak, her ağıtta bir dağ, her uzun havada bir insan hikâyesi vardı. Büyük salonlarda sahneye çıktığında bile üzerinde köy odasının sıcaklığı hissedilirdi. Çünkü o, nerede olursa olsun önce memleketini anlatırdı. Adıyaman’ı bilmeyenler onunla öğrendi, Kahta’nın adını haritada ilk kez onun türkülerinde duyanlar oldu.
Bir sanatçının başarısı alkış sayısıyla ölçülür derler; ama onun başarısı, memleketinin adını milyonlara ezberletmesiydi. Şöhret çoğu zaman insanı değiştirir. Fakat Kahtalı Mıçe’de şöhret yalnızca sesinin daha uzağa gitmesine yaradı, karakterine değil. Onu yakından tanıyan herkes aynı cümleyi kurar: “Ne olduysa oldu, o hep aynı kaldı.”
Kapısını çalanı geri çevirmeyen, selam verene mutlaka karşılık veren, sahneden iner inmez dinleyicisinin yanına oturan o eski Anadolu beyefendiliğini üzerinde taşıyan bir insandı. Büyük sanatçıların çoğu mesafe koyar; o mesafeyi kaldırırdı. Mütevazıydı, alçak gönüllüydü, sanki kendisi değil de türküleri ünlüymüş gibi yaşardı.
Bugün geriye yalnızca plaklar, kasetler, kayıtlar kalmadı. Bir de hatıra kaldı: Memleketine sırtını dönmeden de büyük olunabileceğinin hatırası…Kahta’nın sokaklarında yürüyen bir çocuğa “Ben de başarabilirim” duygusunu veren bir hikâye kaldı. Bazı sesler ölmez derler. Doğrudur. Çünkü bazı insanlar şarkı söylemez, bir memleketi yaşatır.
Kahtalı Mıçe de işte böyle bir sesti; Adıyaman’ın dünyaya açılan kapısı, Kahta’nın hiç susmayacak türküsüydü. Adıyaman’ın hafızasında bazı isimler vardır; sadece bir insanı değil, bir kültürü, bir dili ve bir duyguyu temsil eder. Kahtalı Mıçe işte o isimlerden biridir. O, yalnızca türkü söyleyen bir sanatçı değil; bu toprağın sesini Türkiye’ye taşıyan, memleketin acısını da sevincini de aynı samimiyetle dile getiren bir kültür elçisidir.
Bugün şehirler sadece betonla değil, hatıralarla da büyür. Bir kentin çocukları, okullarının tabelasında gördüğü isimle büyür; o isim onların kimliğine dönüşür. Adıyamanlı bir öğrenci sabah okula giderken kapıda Kahtalı Mıçe adını görürse yalnızca bir sanatçıyı değil, kendi köklerini hatırlar. İşte bu yüzden yapılacak yeni okullara Kahtalı Mıçe’nin adının verilmesi bir vefa değil, bir kimlik meselesidir.
Özellikle Güzel Sanatlar Lisesi’nin adının Kahtalı Mıçe olması, kuru bir isim değişikliğinden çok daha fazlasını ifade eder. Çünkü sanat okulunun kapısında bir türkü ustasının adı yazıyorsa, o okul yalnızca nota öğretmez; ruh öğretir, aidiyet öğretir, memleket kokusu öğretir. Gençler sanatın sadece teknik değil, yürek işi olduğunu her gün o tabelaya bakarak anlar.
Bir şehre en çok yakışan şey, kendi değerine sahip çıkmasıdır. Başka şehirler sanatçılarıyla anılırken Adıyaman’ın kendi sesini görmezden gelmesi düşünülemez. Kahtalı Mıçe bu şehrin yaşayan hafızasıdır; türküleri sokaklarında yankılanan, hikayesi bu toprakta yazılan bir değerdir. Vefa söz değildir; kalıcı bir iz bırakmaktır. Adıyaman bunu yapmalı, çocuklarına yalnızca okul değil, hatıra bırakmalıdır. O hatıranın adı da tabelalarda yaşamalıdır: Kahtalı Mıçe.
ceylaan222@hotmail.com
