Cemil Sarıtaş


ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ YAŞASIN TÜRK DEVLETİ

LAF KALABALIĞI YAPANLARA DİKKAT!!


Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yine gündeme bomba gibi düşen ve yine gündemi yüz seksen derece değiştiren terör ve terörist başı Öcalan ile ilgili değerlendirmeleri sağduyu ile ele alınarak irdelenmelidir. Değerli hemşerilerim, şunu bir kere açıktan ve hiçbir dolaylamaya gitmeden net bir biçimde yazmak gerekiyor: PKK, TERÖR ÖRGÜTÜDÜR. NOKTA. Bundan sonra peyderpey değerlendirme yapmakta fayda vardır. Yine, Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı Sayın Mehmet Uçum’un bir TV kanalında bir programda yaptığı değerlendirme de “talihsiz olmuş” minvalinden bir açıklama olmuş. Erzurumlu bir şehit yakınına dayandırdığı şöyle bir beyanatı olmuş Sayın Mehmet Uçum’un: “ ‘Türkiye’de terör bitsin, tasfiye edilsin, bırakın Öcalan’ın serbest bırakılmasını evimde kahvaltı vermezsem adam değilim’ ” (serbestiyet.com) Değerli hemşerilerim, terör sorunu ve genel perspektifte terörizm gibi kanla ve gözyaşı ile beslenen insanlık düşmanı cereyanlar ne konjonktürel politik atraksiyonlara ne de siyasette hamle genişletme gibi kişisel dünyevî hırs ve ikbal arayışlarına payanda yapılabilir. Şunu hemen sormamız gerekiyor… Erzurumlu bir şehit yakınına dayandırılan bu açıklamanın Erzurum’umuzu “zan altında” bıraktığı bir hakikattir. Sayın Mehmet Uçum’un bir Erzurumlu şehit yakınının diye “afaki” bir açıklama yapması, sonuçta bunu yapanın kim olduğu belli değil, memleketimizdeki acılı ana ve babaları derinden üzdüğü gibi yaralamıştır da. PKK, terör örgütüdür. Terör örgütlerinin sorgusuz ve sualsiz yapacağı tek şey vardır: Silah bırakarak güvenlik güçlerimize teslim olmaktır. Ve sonrasında da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mahkemelerinin vereceği kararlara yine şartsız ve amasız boyun eğmektir.

 

Şimdi şunu bir kez daha soralım ve cevaplayalım… TÜRKİYE’DE bizlerin tecrübe ettiğimiz ve yıllarca muhatap kaldığımız şeyin adı, terör ve terörizmdir. Liberal aydınların laf oyunları ve laf cambazlıklarıyla sorunu çok başka boyutlara taşımalarına aldırış etmemeli ve aldanmamalıyız. Türkiye’de PKK terör örgütünün temsil ettiği bir kitle yoktur. Öte yandan PKK terör örgütü, Kürt vatandaşlarımızın ne özgürlüğünün ne de siyasî ayak olarak bir bağımsızlık hareketinin temsilcisidir. Adını doğru söyleyemedikleri ve sorunu tam anlamıyla ikrar edemedikleri için sürekli laf cambazlıklarına başvuruyorlar. Şunu hemen belirtelim, memleketimizde “Kürt Sorunu” diye bir sorun yoktur. Etnisiteye dayalı, bölücü yıkıcı “KÜRTÇÜLÜK” propagandası yapan bir terör örgütü vardır. Öte yandan bunun meclisteki ayağı DEM Partisi’nin de kendisini samimi bir biçimde TÜRKİYE PARTİSİ olarak gösterememesi, bu partinin hem dürüstlüğünü hem de siyasî bir adres olabilme güvenirliğini sorgulatmakta. Olmayan bir durumdan “bir şeyler” üretmek, türetmek; işte ancak bu içerideki yerleşik “sözde liberal aydın” tayfasının ağababalarının kendilerine sipariş ettikleri proje ve bu projeye bağlı yıkım senaryolarının bir izdüşümüdür. Efendim ne “kimlik ve kültür” ne de “ekonomik” ve yine “demokratikleşme” ile Kürt yurttaşlarımızın bir sıkıntısı vardır. Bu bağlamda Kürt yurttaşlarımız anayasal olarak bu ülkenin asli ve birinci sınıf vatandaşları olup hiçbir şekilde ayrımcılık görmemektedirler. Değerli hemşerilerim, sorunun adı açık seçik belli iken, laf cambazlıklarıyla toplumumuzun ayarlarıyla oynamanın hiçbir gereği yoktur. PKK terör örgütünün hiçbir şekilde Kürt yurttaşlarımızın ne gelecekleriyle ne de suni olarak ortaya atılan gasp edilmiş hürriyet ve haklarıyla bir özdeşliği olabilir. Bu kanlı terör örgütü, bölücülük ve kışkırtma ile Kürt yurttaşlarımızı vatanlarına ve topraklarına yabancılaştırmak istemektedir. Terörü kendilerine araç olarak kalkan yapan yapılar ile ancak silahlı mücadele yapılır. Burada bazı düzeltmeleri yapmak gerekiyor, çünkü zamanında açılım sürecinde silahlı kuvvetlerimiz ile PKK arasındaki çatışmalar mesnetsiz kavramlarla izah ediliyordu. TSK ile PKK arasındaki şeyin adı hiçbir şekilde SAVAŞ olamaz.Türk Silahlı Kuvvetler, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir ordusu iken, PKK, terör örgütüdür. Yine, PKK, özgürlük mücadelesi veren bir halk hareketi değil, bal gibi kan ve gözyaşından beslenen bir vampirdir.

 

Değerli hemşerilerim, olayı daha net ve berrak olarak yorumlayarak ve değerlendireceğimiz bir yazıyı, köşe yazısını, takdirlerinize sunuyorum. Değerli Türk büyüğümüz, ülkemizin yetiştirdiği ender düşünürlerimizden politikacılarımızdan merhum Hasan Celal Güzel’in Sabah gazetesindeki (09.06.2012) tarihli yazısı, gerçekten de her şeye nokta koyacak netliktedir: “(…) Türkiye'de etnik ayrımcılığa dayanan bir 'Kürt sorunu' yoktur. Kim ne derse desin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında hukukî ve siyasî açılardan hiçbir fark bulunmamaktadır. Kürtler, Türkiye'de azınlık değil, milleti meydana getiren aslî unsurlardan biridir. 'Kültürel kimlik' konusunda, devletin ilk dönemlerinde bütün vatandaşlara uygulanan 'tek tip insan' anlayışı artık söz konusu değildir. Türkiye'de 'Kürt sorunu' yoktur; olsa olsa ideolojik kökenli, ırkçı-bölücü 'Kürtçülük sorunu' vardır. Milletimizin bir 'Kürt sorunu' yoktur; çünkü Türkler ve Kürtler, bunca aleyhte propagandalara rağmen birbirlerini farklı görmemektedir. Türkiye'de 'Kürt sorunu' yoktur ama 'Terör sorun' vardır. Bölücü-ırkçı Kürtçülerin yönetimindeki terör örgütü, yakıp yıkmakta ve en adî cinayetleri işlemektedir. Türkiye'de 'Kürt sorunu' yoktur ama 'Güneydoğu sorunu' vardır. Lâkin, bu bölgenin geri kalmışlığı hiçbir şekilde teröre haklılık kazandırmaz. Başbakan Erdoğan, bu konuda doğru teşhisi koymuştur: Kürt sorunu yoktur; Kürt kardeşlerimizin meseleleri/sorunları vardır. Bu meseleleri en kısa zamanda hâlletmek, millet ve devlet olarak boynumuzun borcudur.”

 

Durum, bu kadar açık ve seçiktir. PKK terör örgütünün silah bırakarak devletimizin güvenlik güçleriyle mahkemelerine teslim olmaktan başka yolu yoktur. Çünkü, Türkiye hudutlarında bir devlet vardır ve bu devletin adı, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİDİR. Türk-Kürt ve diğer alt etnik gruptaki vatandaşlarımız “Türklük” kimliğiyle anayasal statü olarak adı geçen devletin tabiiyetindedir. Şehit analarının ve babalarının seneler geçse bile dinmeyecek sızıları ancak devletimiz dimdik ayakta durmaya devam ettikçe ve yine aziz şehitlerimizin döktükleri kana ve verdikleri mücadeleye halel getirmeyecek söz ve davranış birlikteliği içinde kalınarak bir nebze de olsa hafifleyecektir. Ne şehit yakınları üzerinden ne de şehitlerimiz üzerinden siyasette hamle arayışları içinde olmamak gerekir. Bu ülke onların aziz hatıralarıyla dünya döndükçe varolmaya devam edecektir.